logo

TR | EN

Bizden Size

Anasayfa » Bizden Size

TARIM VE GIDA ETİĞİNE GİRİŞ

Tarım ve gıda sözcükleri giderek daha fazla “yan yana” kullanılmaya başlandı. Günümüzde sıkça duymakta olduğumuz “tarladan çatala” tanımlaması tarım ve gıdanın bir sistem ve süreç olarak bütünselliğini güzel bir biçimde ifade ediyor. Bu süreç yediklerimizin içtiklerimizin tarımsal faaliyet yoluyla üretiminden (birincil üretim) tüketimine kadar olan yolculuğun tüm aşamalarını içeriyor. Toprağın hazırlanması, tohumun ekilmesi, tarımsal üretim faaliyetlerinin sürdürülmesi, ürünlerin toplanması, taşınması, derecelendirilmesi, işlenmesi, ambalajlanması, depolanması, dağıtımı, ticareti, satılması ve son tüketicinin sofrasında yer alması bu sürecin başlıca aşamaları olarak sıralanabiliyor.

Tarım ve gıda sistemi son yıllarda insanların yeterli, dengeli ve güvenli beslenmeleriyle olduğu kadar, üretim ve tüketimin insani ve toplumsal boyutlarıyla ve doğal kaynaklarla ilişkisi açısından da gündeme geliyor. Aslında insanoğlunun başka hiçbir faaliyeti, tarım ve gıda kadar kendi yaşamını etkilemiyor ve doğal kaynaklarla bu ölçüde etkileşim içinde bulunmuyor. Bu anlamda; sürdürülebilir tarım, açlıkla mücadele, gıda hakkı, adil ticaret, tarım işçilerinin çalışma koşulları, gıda egemenliği, aile çiftçiliğinin korunması, gıda yolsuzlukları, tarım toprakların amaç dışı kullanımı, toprak gaspları, toprak erozyonu, su kirliliği, biyoçeşitlilik kayıpları, iklim değişikliği ve benzeri konuların gündemde önemli yer alması son derece doğaldır.

Tarım ve gıda yaşamımızın çok içinde olduğu için hepimiz ikisine de yakınız. Ancak, etik için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Etik kavramı ilk bakışta (a) biraz gizemli, (b) biraz yasağa dayalı, yani yapmayın etmeyin diyen, (c) çokça da sadece alan uzmanlarının içeriğini ve kapsamını bildiği bir kavram olarak gözüküyor.

Oysa hepimiz; tarım ve gıda politikalarını belirleyenler, tarımsal girdi üretim ve ticareti yapanlar, tarımsal ürünleri yetiştirenler, bu ürünleri işleyenler, dağıtım ağının her aşamasındaki insanlar, satış zincirinde yer alanlar ve tabii ki tüketiciler, tarım ve gıda sistemiyle bağlantılı olarak etik ikilemlerle karşı kaşıya kalıyoruz, kararlar alıyoruz, tutum geliştiriyoruz, davranışlarda bulunuyoruz. Bunlarla ilgili aşağıda bazı örnekler verdik. Hepimiz aynı zamanda birer tüketici olduğumuzdan, bu örnekleri sadece tüketici kimliğiyle verdiğimiz kararlar ve tercihler arasından seçtik.

ÖRNEK 1: Kimimiz vejetaryen olarak yaşıyoruz; yani et yemiyoruz. Eğer bu kararı, eti sağlıklı bir yiyecek olarak görmediğimiz ya da tat ve lezzet açısından sevmediğimiz için alıyorsak ortada etikle ilgili bir durum yok demektir. Ancak, vejetaryen olmayı; bugün egemen olan fabrika hayvancılığını protesto etmek, hayvan hakları ve hayvan refahı açısından et tüketimine karşı olmak nedenleriyle seçenler etik bir karar almışlar ve ahlaki bir pozisyon belirlemişler demektir.

ÖRNEK 2: Organik/Ekolojik ürünler satın alan, kendilerinin ve ailelerinin beslenmelerini bu ürünler temelinde gerçekleştiren tüketicilerin bu tercihleri; kimyasal ilaç ve suni gübre kullanımına ve mono kültür üretime dayanan endüstriyel tarımın biyolojik çeşitliliği yok ettiği, toprakları tahrip ettiği, suları kirlettiği, küresel ısınmayı artırdığı düşüncesine ve doğayı koruma amacına dayanıyorsa; davranışlarının temelinde etik bir kaygı söz konusudur. Bu olumsuzlukları görmekle birlikte; aynı konuda “endüstriyel tarım olmazsa 7,5 milyar insanı nasıl besler bu dünya? Endüstriyel tarıma karşı olmak aslında açlıktan yana olmak demektir” diye düşünenler de başka bir etik duruşun sözcülüğünü yapıyorlar. Söz konusu olumsuzlukları ortadan kaldırarak dünya nüfusunu besleme idealine ulaştığımız gün insanlık için önemli bir aşama gerçekleşmiş olacaktır.

ÖRNEK 3: Günümüzde süpermarket raflarında dünyanın her yerinden gelmiş meyve ve sebzeler bulunuyor. Bazı kimseler bunları bol bol tüketecek ekonomik gelire sahip olmalarına karşın, daha çok yerel ve mevsimlik ürünleri tercih ediyor, uzaklardan gelen ürünleri çok nadir olarak satın alıyorlar. Eğer bu davranış uzaklardan, başka kıtalardan gelen ürünlerin nakliye ve depolama yoluyla doğaya yeni bir yük yarattığı kaygısından geliyorsa ya da yerel üreticinin desteklenmesi düşüncesine dayanıyorsa kuşkusuz etik bir davranış söz konusudur. Öte yandan “o ülkelerdeki insanlar ancak bu meyve ve sebzelerin başka ülkelerde tüketilmesi sayesinde okula gidebiliyorlar ya da sağlık hizmeti alabiliyorlar. O ülkelerin ekonomilerinin ayakta kalması için bu tüketim şart.” derseniz o da “etik bir söylem”.

ÖRNEK 4: Daha çok kahve ve kakao tabanlı yiyecek ve içeceklerin bir kısmının üstünde “adil ticaret” damgası bulunuyor. Bu ürünler yoksul ülkelerde yoksul üreticiler ve tarım işçileri tarafından yetiştiriliyor. Adil ticaret damgası, o ürüne tüketicinin ödediği paradan emeğe adil bir pay ayrıldığını ve yoksul üreticilerin ve işçilerin sömürülmediğini gösteriyor. Alışverişinizde küresel anlamda adil ticareti desteklemek ve dolayısıyla tarımda emek sömürüsüne karşı durmak için adil ticaret damgalı ürünleri tercih ediyorsanız bu etik bir davranıştır.

Bütün bu örneklerde etik tercihler yer alıyor. Peki, bir tercihi etik tercih yapan nedir? Bu sorunun yanıtını üç alt başlıkta açıklamaya çalışalım.

(a) Değerlere dayalı olma:

Alınan kararlarda, yapılan tercihlerde “değerler” söz konusu olduğunda etik alanındayız demektir. Genellikle söz konusu değerler arasında bir çatışma olmadıkça etik bir karar verme sürecinden geçmekte olduğumuzu fark etmeyiz. Ancak bazen kararlarımızın hangi değerlere dayandığı sorgulanır. Sokrates’in Üçlü Filtresi’nde olduğu gibi; tercihlerimiz gerçeklik, iyilik ve yararlılık açısından değerlendirilir. Kararlarımızın geçerliliğini ve doğruluğunu savunmamız; eylemimizi temellendirmemiz istenir. Uygulamalı etikte bu temellendirme başlıca üç bağlamda yapılır:

  • Esenlik (wellbeing): Alınan kararlar insanların ve hayvanların sağlığı ve refahı için iyi midir?
  • Özerklik (autonomy): İnsanların tarım ve gıda konusundaki özerkliklerinin ve ahlaki sorumluluklarının sınırları nedir?
  • Adalet (justice): Alınan kararlar herkes için adil mi?

Değerlerin evrensel temelleri olmakla birlikte, ifade ediliş biçimleri içinde yaşanılan toplumla ilişkilidir ve toplumsal kabuller çoğu kez bir uygulamayı doğru ya da yanlış olarak tanımlamamızın nedenini oluşturur. Ancak etik bilince ve etik açıdan eleştirel düşünme duyarlılığına sahip bireyler toplumsal kabulleri de sorgulayabilirler. Bu niteliklere sahip bireyler topluma değerleri ifade edebilmeleri için yeni biçimler önerebilirler.

(b) Tartışılabilir olma:

Bazı düşünürler mutlak etik ilkeler öne sürseler de, insanoğlu mutlak iyiyi tanımlama çabasında sona ulaşamamıştır. Hangi değerin öncelikli olduğu ve hangi ilkelerin ötekiler için feda edilebileceği konusunda ciddi görüş ayrılıkları vardır. Etik tercihler değerlere ve ilkelere dayalı oldukları için bu görüş ayrılıklarından doğrudan etkilenirler; bu nedenle de tartışılabilir, itiraz edilebilir kararlardır. Özellikle farklı değerler arasında çatışma ortaya çıktığında bu zorunlu gerilim daha da belirgin hale gelir. Hayvan refahının ya da adil ticaretin yanında olmak, arkasında durmak kolaydır. Ancak bizler çoğu kez çatışan (yarışan) değerler arasında, örneğin kalkınma ile eşitlik arasında ya da hayvan refahı ile açlıkla mücadele arasında değerlendirmeler yapmak ve zor kararlar vermek durumunda kalırız.

(c) Sonuçların sorgulanması:

Etik tercihler yapılırken farklı uygulamaların yaratacağı sonuçlar üzerinde özenle düşünülmelidir. Değer çatışmaları ile ilgili kararlar alırken daima bir değeri başka bir değeri korumak adına harcamak söz konusudur. Böylesi bir değer harcama çoğu kez uzun vadeli kestirimler yapmayı da içerir. Sözgelimi, modern tarım teknikleri bize daha ucuz üretim yapma olanağı veriyor; daha fazla kişiyi, daha ucuza doyurabileceğiz, ama bunu daha uzun yıllar sürdürebilmek mümkün mü, yoksa gelecek kuşakların haklarına mı el koyuyoruz?

Etik, belli değerleri tutucu bir biçimde ve her koşulda desteklemek değildir. Tarım ve gıda ile ilgili farklı ve zaman zaman çatışan değerleri ele almak, öncelikle bu değerlendirmeyi yaparken gerçekliğin sınırları içinde bulunmayı, yani bilgi sahibi olmayı gerektirir. Uygulamalı etik alanında bir değerin korunmasını önermek etmez; onun nasıl korunacağını da ortaya koymak gerekir. Belirli durumlar için verilen kararları genellemek ise daha büyük bir duyarlılık ve sorumluluk bilinciyle gerçekleştirilmesi gereken bir çaba, etik açıdan oldukça iddialı bir eylemdir. Bu nedenle etik alanında çalışanlar kaba bir ahlakçılığı kuşkuyla karşılarken, genelleme yapma konusunda sakınımlı olmayı bir erdem olarak kabul ederler.

* Bu yazı, Prof. Richard Norman’ın Food Ethics Council web sayfasında yayınlanan “Gıda etiği nedir?” başlıklı yazısından büyük ölçüde yararlanılarak hazırlanmıştır. Yazının orijinali için bkz: http://www.foodethicscouncil.org/society/what-is-food-ethics.html